İçeriğe geç

Her Şey Ortada: Elizabeth Holmes dünyanın gündeminde ama herkes aynı şeyi görmüyor

Elizabeth Holmes’un hikayesi son yıllarda kitaplara, haberlere, belgesellere ve dizilere konu oldu: Bir kadının kan testi şirketi kurması, milyarlarca dolarlık değerlemeye ulaşması, vaat ettiği teknolojinin çalışmadığının ortaya çıkması ve sonunda cezaevine girmesi dünya çapında ilgi çekti… Ancak Nathan Fielder ile Lance Oppenheim’ın “You Can See Everything” filmi, Holmes hakkında yeni bir tartışma başlattı.

Türkiye’de 30 Ekim’de “Her Şey Ortada” adıyla gösterime giren yapım, Holmes’un cezaevine girmesine 34 gün kala kameraları evine kabul etmesiyle başlıyor. Partneri Billy Evans ve iki küçük çocuğuyla geçirdiği günleri izleyen proje, üç yıla yayılıyor.

Filmi izlemeden dahi hakkında yayımlanan onlarca değerlendirme, söyleşi ve itirazlar yan yana koyulduğunda bazı ipuçları elde etmek mümkün. İlgi, Holmes’un özel hayatına duyulan merakı aşmış durumda ve film, onu geçmişten tanıyanlarla kamera aracılığıyla bu kadar yakından görenleri de karşı karşıya getirdi.

İlginin ilk nedeni, kameranın iki tarafındaki isimler. Netice itibariyle Holmes, yatırımcıları dolandırmaktan mahkum olmuş bir girişimci. “Nathan for You” ve “The Rehearsal” gibi yapımlarla tanınan Nathan Fielder ise insanların davranışlarını alışılmadık durumlar kurarak gözlemleyen bir komedyen olarak nam saldı: Gerçeklikle kurmacanın sınırlarını zorlamasıyla tanınıyor.

Filmin gücü tartışmalı ana karakter Holmes kadar belgesel yapma süreci ve güvenilirliklerinin de sorgulamasında yatıyor. Kamera önündeki davranışların ne kadarının doğal olduğu, montajın izleyicinin kanaatini nasıl etkilediği gibi detaylar bu yapımda ön planda. Öte yandan Holmes’un aile hayatının seyircide uyandırabileceği empati de yadsınamaz.

DOLANDIRICININ GİŞE REKORU

“Her Şey Ortada”, 29 Ekim itibarıyla ABD ve Kanada’da 53,3 milyon dolar hasılata ulaştı. Yaklaşık 7 milyon dolarlık yapım bütçesi bulunan belgeselin gösterildiği sinema sayısı, yoğun ilgiyle 855’ten 2 bin 655’e yükseldi.

Entertainment Weekly’nin değerlendirmesine göre film, Kuzey Amerika’da son 15 yılın en yüksek hasılatlı belgeseli olurken, dağıtımcısı A24’ün belgeselleri arasında da gişe rekoru kırdı.

Peki hüküm giymiş bir insanın suçlarını bilmek, onun korkusuna veya çocuklarından ayrılmasına kayıtsız kalmayı gerektirir mi? Ya da geçmişteki eylemlerini değerlendirme biçimini etkileyebilir mi?

Filme yönelik övgülerle itirazların ayrıldığı yer de burası…

Holmes’un davasını dört ay boyunca izleyen The Verge muhabiri Elizabeth Lopatto, belgeselin onun bire bir ilişkilerdeki etkisini gösterdiğini düşünüyor: Uzun göz teması, dikkatle dinleme ve karşısındaki kişiye özel olduğunu hissettirme gayreti bunun örnekleri… Hepsi, dolandırıcıların sıklıkla kullandığı manipülasyon teknikleri… Lopatto’ya göre suç kayıtları geri planda kaldığında, son derece kendinden emin konuşan birini dinlemek, bilinen gerçekleri bile yeniden tartışmaya açabiliyor.

Bu, filmin sinema salonundan çıktıktan sonra da konuşulmasını açıklayan unsurlardan biri. Yani zleyici kendi kanaatinden kuşkulanıyor…

Ancak film üzerine yazılanların en dikkat çekici kısmı ise itirazlar:

Holmes’u geçmişte iki kez sahnede sorgulamış sağlık gazetecisi Matthew Herper, bir kişinin kendi anlattığına inanıyor görünmesiyle doğruyu söylemesi arasındaki farkı vurguluyor. Herper’e göre teknik ayrıntıların geri plana itilmesi, bazı izleyicilerin dolandırıcılığın kanıtlarını gözden kaçırmasına yol açabilir.

Tartışma, eski fotoğraflara kadar uzanıyor. Holmes’un parmakları arasında küçük bir kan kabı tuttuğu ünlü Forbes portresini çeken Ethan Pines, filmde bu görüntüye ilişkin oluşabilecek izlenime itiraz ediyor. Fotoğrafçı, kapları Holmes’un ekibinin getirdiğini ve pozun ona dayatılmadığını belirtiyor.

Forbes’un fotoğraf direktörü Robyn Selman’ın verdiği bilgi de Holmes’a duyulan ilginin ne kadar kalıcı olduğunu gösteriyor: Holmes, derginin arşivinde son 15 yılda fotoğrafları en fazla lisanslanan kişi. Başarı yıllarında üretilen görüntüsü, çöküşünden sonra da kullanılmaya devam ediyor.

Holmes’u araştıran gazeteci Amy Chozick’in dikkat çektiği eksik ise aileye çocuk bakımında yardım eden Vanessa. Vulture’ın aktardığına göre Chozick, bakıcının filmde görünmemesinin çiftin gündelik hayatını algılayışımızı etkilediğini düşünüyor. Yardım eden kişi kadrajın dışında kaldığında, bütün yükü tek başına taşıyan anne baba görüntüsü güçleniyor.

Öte yandan filme gösterilen bu ilginin kendisi de eleştiriyi hak ediyor. Holmes’un bakışları, konuşma biçimi, partneriyle ilişkisi ve seyircide uyandırdığı duygular üzerine sayfalarca yazılırken, Theranos’un hatalı testlerinden etkilenen hastalar ne kadar yer buluyor? Dolandırıcılığı ortaya çıkarmak için risk alan çalışanlar, onun kişiliğine duyulan merakın gerisinde mi kalıyor?

Holmes’un hikayesi yeni bir kültür ürününün, gişe gelirinin ve sosyal medya tartışmasının kaynağı oldu. Fotoğraflarına yönelik talep de bu devamlılığı gösteriyor. İtibarını kaybetmiş olması, görünürlüğünü ortadan kaldırmadı, aksine bu skandal, görüntüsünün tekrar tekrar kullanılmasını sağladı.

Filmi izlemek bir yana Holmes’un etkisini çözmeye çalışmak, ona daha fazla dikkat ayırmak anlamına da geliyor. Eleştirmek amacıyla bakarken bile onun yeniden gündemin merkezine yerleşmesine katkıda bulunuyoruz.

Bir suçun nasıl işlendiğini anlamak için failini incelemek gerekli. Ancak aynı kişinin her bakışına, her suskunluğuna yeni anlamlar yüklenirken, bu ilgiden ne öğrenildiğini de sormak gerekiyor.

Eleştirmenlerin bir bölümü, belgeselin yarattığı kuşkuyu sanatsal başarısının parçası olarak değerlendiriyor. Holmes’u geçmişten tanıyanlar ise aynı kuşkunun, zaten ortaya çıkarılmış gerçekleri gölgeleyebileceğinden endişe ediyor.

ELIZABETH HOLMES KİMDİR, SUÇU NE

Elizabeth Holmes, 2003’te kurduğu sağlık teknolojisi şirketi Theranos’la, parmaktan alınan birkaç damla kan üzerinden çok sayıda hastalık için test yapılabileceğini vaat eden Amerikalı girişimci. Şirketin değeri bir dönem 9 milyar dolara ulaştı; Holmes, Silikon Vadisi’nin en başarılı genç girişimcilerinden biri olarak tanıtıldı. Ancak geliştirilen cihazların vaat edilen testleri güvenilir biçimde gerçekleştiremediği, testlerin önemli bölümünde başka şirketlerin cihazlarının kullanıldığı ortaya çıktı.

Davada, Holmes’un yatırımcıları cihazların kapasitesi, şirketin mali durumu ve ilaç şirketlerinden aldığı ileri sürülen onaylar hakkında bilerek yanılttığı belirlendi. İlaç şirketlerinin logolarını taşıyan raporlarla, bu şirketlerin Theranos teknolojisini desteklediği izlenimi yaratılması da kanıtlar arasındaydı.

Holmes, Ocak 2022’de yatırımcıları dolandırmaya yönelik anlaşma ve üç ayrı elektronik iletişim yoluyla dolandırıcılık suçundan suçlu bulundu. Kasım 2022’de 11 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırıldı. Mahkumiyeti yatırımcıların dolandırılmasına dayanıyor; jüri, hastaları dolandırmakla ilgili dört suçlamadan beraatine karar verdi.

BEBEĞİNİ KAYBETME KORKUSU YAŞAYAN BİR ANNE

Theranos’un yarattığı zarar, yatırımcıların kaybettiği parayla sınırlı kalmadı. Güvenilir olduğu söylenen kan testlerini yaptıran hastalar, yanlış sonuçlar nedeniyle ciddi sağlık sorunları yaşadıklarını düşünerek korku ve belirsizlik yaşadı.

Davada ifade veren Brittany Gould bunun somut örneklerinden biriydi. Daha önce üç kez düşük yapan Gould’un hamileliği sırasında Theranos’un verdiği hormon sonuçları, gebeliğini yeniden kaybettiği şüphesini doğurdu. Başka bir laboratuvarda tekrarlanan testler bu sonuçlarla çelişti; hamilelik devam etti ve Gould bir kız çocuğu dünyaya getirdi. Yanlış sonuçlar, hem hastayı psikolojik olarak sarstı hem de sağlık çalışanlarını gebeliğin sonlandırılmasına ilişkin seçenekleri konuşacak noktaya getirdi.

Yatırımcılar ise şirketin teknolojisi, gelirleri ve ticari ilişkileri hakkında yanıltıldı. ABD Menkul Kıymetler ve Borsa Komisyonu SEC’in dosyasına göre Theranos bu süreçte 700 milyon dolardan fazla yatırım topladı. Şirketin kendi cihazıyla yapabildiği testler sınırlıyken, testlerin büyük çoğunluğunda başka üreticilerin cihazları kullanılıyordu. Yatırımcılara sunulan teknolojik başarı anlatısı bu gerçeği gizliyordu.

Sorunları ortaya çıkaran çalışanlar da baskıyla karşılaştı. Tyler Shultz ve Erika Cheung, şirketin hukuk ekibinden dava tehditleri aldıklarını anlattı. Cheung’a ticari sırları açıkladığı iddiasıyla gönderilen tehdit mektubunu ABC News de inceledi. Shultz’un ailesinin hukuki savunma için yaptığı harcama ise yaklaşık 400 bin dolara ulaştı.

Yazı konuları